8 EYLÜL 2010.. İFTAR VAKTİ: 19:36...
8 Eylül 2010 Çarşamba
  Güncel
  Derin Gündem
  Sağlık
  Siyaset
  Eğitim
  Spor
  Magazin
  Manşet Haberler
  Özel Dosyalar
  Gündem
  Siyaset
  Ekonomi
  Eğitim
  Sağlık
  Toplum
  Kültür
  Magazin
  Yaşam
  Spor
  Festival 2006
  Festival 2010
  Video Haber
  Güncel Haber
  Beykozun Değerleri
  Eğlence
  Biliyormusunuz?
  Gelişim Dizisi
  Lezzet Durağı
  Pratik Bilgiler
  Nükteler
  Şiir
  Güzel Sözler
  Kompozisyon
  Okuyucu Köşesi
  Şiir
  Fotoğraf
  Makale
  İçimizden Biri
  Şampiyon Beykoz
  Beykoz ( 1970 )
  A. Hisarı
  Kış Manzaraları
  Genel Görünüm
  Acarlar
  Tokatköy
  Göksu
  Kavacık
  Paşabahçe
  Soğuksu
  Çubuklu
  Kanlıca
  Merkez
  A.Kavağı
  Kastamonu Gecesi
  Karadeniz Gecesi
  F.Bahçe - Beykoz
  Paşabahçe Yıkım
  Akbaba Sel
  29 Ekim
  Sel sonrası
  Sel Baskını
  İsrail Vahşeti
  Sosyal Yaşam
  Coğrafı Yapılar
  Beykoz Tarihi
  Mülki İdare
  Siyasi Partiler
  Dernek - Sendika
  Mahalle Muh.
  Köy Muhtarları
  Sağlık Ocakları
  Alış Veriş Mrk.
  Basın - Yayın
  Bilgisayar
  Butikler
  Catering
  Cafe Restaurant
  Camcılar
  Çiçekçiler
  Düğün Salonu
  Döviz Büroları
  Danışmanlık
  Denizcilik
  Dekarasyon
  Demir Doğrama
  Dershaneler
  Emlakçılar
  Eczaneler
  Elektronik
  Foto Studyoları
  Film Stüdyoları
  Gümrük
  Gümüşçüler
  Güvenlik Kart
  Güvenlik
  Gözlükçüler
  Halı Yıkama
  Havuz Sauna
  Hafriyat
  Halı Satış
  Huzur Evleri
  Hobi Merkezleri
  Hırdavatçılar
  Isıtma Soğutma
  İletişim
  İzalasyon
  Kasırlar
  Kozmetik
  Kargo
  Kırtasiye
  Kömür ve Odun
  Kuaför
  Kuyumcular
  Konaklama
  Kuru Temizleme
  Motosiklet
  Moda Evleri
  Müzik Kursu
  Matbaalar
  Mobilya
  Mermerciler
  Medikal
  Nalburiye
  Hazır Mutfak
  Oto Galeri
  Oto Servis
  Oto Bakım
  Oto Gaz
  Oto Yedek Parça
  Organizasyon
  Özel Hastaneler
  Pet Shop
  Peysaj
  Reklam Tanıtım
  Seyahat Acente
  Sinema Salon
  Sigorta
  Seramik
  Spor Salonları
  Sürücü Kursu
  Spor Salon
  Şömine Sauna
  Tıp Merkezleri
  Tıbbi Tahlil
  Turizm Seyahat
  Taksi Durak
  Temizlik
  Tuhafiye
  Tüpgaz Bayii
  Trafik Müşavir
  Unlu Mamüller
  Video Kulüp
  Zirai Ürün
  Züccaciye
  Zemin Kaplama
  Anadolufeneri
  Gümüşsuyu
  İncirköy
  Rüzgârlıbahçe
  Anadolu Ticaret
  Yavuz Selim
  İsmail Özseçkin
  S. Gökçepınar
  Paşabahçe
  Anadolu Kavağı
  Anadolu Lisesi
  Fatin Hoca
  Ersin Güner
  Ziya Ünsel
  Çiğdem
  Halide Edip
  Sevgi Çemberi
  BEDES
  Trakyalılar
  E - Belediye
  E - Devlet
  E - Medya
  E - Beykoz
  Bankalar
  Faydalı Linkler
  Taziye
  İcra
  Eğitim
  Kiralık
  Eleman
  Satılık Araba
  Satılık Daire
  Ağustos 2010
  Temmuz 2010
  Haziran 2010
  Mayıs 2010
  Nisan 2010
  Mart 2010
  Şubat 2010
  Ocak 2010
  Aralık 2009
  Kasım 2009
  Ekim 2009
  Eylül 2009
  Ağustos 2009
  Temmuz 2009
  Haziran 2009
  Mayıs 2009
  Nisan 2009
  Mart 2009 - 2
  Mart 2009 - 1
  Şubat 2009 - 2
  Şubat 2009 - 1
  Ocak 2009
  Aralık 2008
  Kasım 2008
  Ekim 2008
  Eylül 2008
  Ağustos 2008
  Temmuz 2008
  Haziran 2008
  Mayıs 2008
  Nisan 2008
  Mart 2008
  Şubat 2008
  Ocak 2008
  Aralık 2007
  Kasım 2007
  Ekim 2007
  Eylül 2007
  Ağustos 2007
  Temmuz 2007
  Haziran 2007
  Mayıs 2007
  Nisan 2007
  Mart 2007
  Şubat 2007
  Ocak 2007
  Aralık 2006
  Kasım 2006
  Ekim 2006
  Eylül 2006
  Ağustos 2006
  Temmuz 2006
  Haziran 2006
  Mayıs 2006
  Nisan 2006
  Mart 2006
  Şubat 2006
  Ocak 2006
  Aralık 2005
  Kasım 2005
  Ekim 2005
  Eylül 2005
  Ağustos 2005
  Temmuz 2005
  Haziran 2005
  Mayıs 2005
  Nisan 2005
  Mart 2005
Her Hayır!, Hayır mıdır? (6)
Doğrusu Hayır (10)
Genç Beykoz Afyon’a tutunamadı: 0 - 3 (3)
12 Eylül Demokrasi Bayramı olacak (6)
Sefer, Anayasa’nın tamamı değişecek (9)
12 Eylül 2010 Pazar Günü yapılacak olan 26 Maddelik Anayasa değişikliği referandumunda hangi yönde oy kullanacaksınız?
Evet
Hayır
İlgilenmiyorum
 
Ana Sayfam Yap
Favorilerime Ekle
 
  Beykoz Tarihi  
Beykoz'un Tarihi Gelişimi

İstanbul’un incisi Beykoz çok uzun bir tarihsel geçmişe sırtını dayamaktadır. Beykoz’un tarihine ilişkin olarak bilinen en eski tarih M.Ö. 700’lerdir. Bu dönemde deniz yoluyla gelip Beykoz’u kendilerine yurt edinen Traklar, Beykoz’da yerleştiği bilinen ilk halk olarak karşımıza çıkar. Her ne kadar sanat tarihçileri ve arkeologlar çok daha önceki dönemlerde Karadeniz’den Boğaz’a doğru seyreden tepelerde Apollon tapınağı benzeri yapıların olduğunu öne sürmekte ve dolayısıyla da Beykoz’un bir kent olarak tarihini çok daha önceki tarihlere götürmek gerektiğini iddia etseler de, örgütlü bir toplumsal hayatın Beykoz’da söz konusu tarihle birlikte  başladığını söyleyebiliriz.

 
           Traklar, Trakya’ya adını veren ve tarihte savaşçı özellikleriyle bilinen bir topluluktur. Trakların tarihte balıkçı köyleri, müstahkem kalelerle çevrili kentler ve çok çeşitli yerleşme birimleri inşa ettikleri bilinmektedir. Trakların Hint-Avrupa kökenli bir halk olduğu söylenmekte, ancak yazılı bir kültüre sahip olmadıkları için haklarında yeterince bilgi edinme imkanı  bulunmamaktadır. Trak toprakları geniş bir coğrafyayı içerisine alsa da, esasında doğu ve batı Trakya bölgesinde konuşlandıkları bilinmektedir. Traklar hiçbir zaman hakimiyetleri altında bulunan toprakları idare edecek tek bir devlet kuramamış, daha ziyade parçalı bir yönetim yapısı ortaya koymuşlardır. Bununla birlikte Traklar kendi içerisinde güçlü yönetim mekanizmaları geliştirmeyi başarabilmişlerdir.

 

            Traklar Beykoz’a geldiklerinde, kralları Amikos’un ismine binaen, buraya “Amikos” adını vermişlerdir. Amikos, Beykoz’un bilinen en eski adıdır. Boğaz’ı geçerek Beykoz’a gelen Traklar burada Bebrik Devleti’ni kurmuşlardır. Bir rivayete göre Bebrikler isimlerini Akdeniz kıyısında, Pirenelerin kuzeyinde ve güneyinde bulunan eski bir İber kavminden almışlardır. Bebrikler M.Ö. 337 yılında Bitinyalıların saldırısına uğramış ve Bebrik Devleti uzun süren kanlı mücadele ve savaşların ardından yıkılmıştır.

 

            Bitinya dönemi, Beykoz’un yavaş yavaş gelişmeye başladığı bir dönemdir. Beykoz (Amikos), yönetim mekanizmasının babadan oğula geçen bir krallık sistemine bağlı olduğu Bitinyalılar devrinde tam dokuz kral görmüştür. M.Ö. 74 yılında Bitinya kralı IV. Nicomedes ölüm döşeğindeyken tüm krallığını Roma imparatorluğuna devretmiştir. Bunun üzerine Roma İmparatorluğu Bithinya’yı bir eyalet olarak ilan etmiştir. Ancak Pontus kralı III. Mithridates Bithinya’yı zaptetmiş ve M.Ö. 74 yılının ortasında Roma İmparatorluğu bölgeyi yeniden ele geçirmek üzere, askeri bir birlik hazırlamış ve bölgeye yollamıştır. On yıllık bir mücadele neticesinde M.Ö. 65 yılında Bithinya Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiş, Pontus toprakları da Bithinya topraklarına dahil edilmiştir. III. Mithridates’in M.Ö. 63 yılında yakalanması ile birlikte tarihte Üçüncü Mithridates Savaşı olarak bilinen savaş son bulmuştur.

 

            M.S. 395 yılında Roma İmparatoru Büyük Teodosyus imparatorluğu, Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ikiye bölene dek Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan Beykoz, bu tarihten itibaren Bizans İmparatorluğunun egemenliği altına girer. Pers İmparatorluğu 609 yılında Beykoz’u sınırlarına dahil eder. Persler altmış yıl bu topraklarda kaldıktan sonra, 669 yılında Müslüman Araplar bu toprakları Perslerden alırlar. Kısa bir süre sonra çekilen Arapların ardından bölgenin hakimiyeti yeniden Bizanslıların eline geçer. Bizanslıların bölgedeki bu üstünlükleri yedi yüz yıldan daha fazla, Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid’ın bölgeyi ele geçirdiği tarih olan 1402 yılına kadar devam eder.

 

            İstanbul’un Fatih Sultan Mehmed tarafından fethinden 51 yıl önce, Beykoz (Amikos) Yıldırım Bayezid tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içerisine dahil edilir. Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına dahil edilen kentin adı bundan böyle Amikos değil, Beykoz’dur. Beykoz isminin nereden geldiğine ilişkin olarak da çeşitli rivayetler söz konusudur. Bu rivayetler içerisinde en bilineni, Beykoz isminin Kocaeli beylerbeylerinin Beykoz’da oturmasına nispetle üretilenidir. Rivayete göre Farsçada köy anlamına gelen kos sözcüğünün Türkçe bey sözcüğüne eklenmesi sonucunda ortaya çıkan Beykos (Beyköyü) sözcüğü kentin adı olarak kalmıştır. Beykos zamanla Beykoz’a dönüşmüştür. Bilinen bir başka rivayet ise, Beykoz isminin, kentin Osmanlı idaresi altına girdiği dönemden sonra kentte inşa ettirilen On Çeşmeler adlı bir çeşmenin yanında bulunan büyük bir ceviz ağacına binaen ortaya çıktığını iddia etmektedir. Bu rivayete göre söz konusu dönemde koz kelimesi ceviz sözcüğünü nitelemek üzere kullanılmaktadır. Bu yörede ceviz ağaçlarının çok fazla sayıda bulunması nedeniyle de bu yöreye Binkos adının verildiği ve bu ismin zamanla Beykoz ismine dönüştüğü öne sürülmektedir.

 

            Muhteşem dereleri, birbirinden güzel mesire yerleri, bereketli toprakları, cömert denizi ve aynı zamanda geniş bir av sahası da olan yemyeşil ormanlarıyla bir masal kentini andıran Beykoz, Osmanlı Devleti tarihinde önemli bir yere sahiptir. Av alanlarının uygunluğu münasebetiyle Osmanlı yönetici sınıfının gözde mekanlarından birisi olmuştur Beykoz. Padişah başta olmak üzere avın kendileri için bir tutku olduğu saray erkanı, Osmanlı’nın son dönemlerine dek Beykoz’u kendilerine mesken tutmuşlardır. Özellikle Tokat Bahçesi, bugünkü Akbaba köyü civarı ve Çubuklu yöresinde düzenlenen av partileri ile ilgili birçok tarihsel anektod ve resmi kayıt söz konusudur. Ünlü seyyah İbn Battuta’dan öğrendiğimize göre, av partileri Türk yönetici sınıfının ayırdedici özelliklerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu bölgeler Osmanlı yönetici sınıfının avlanma yeri olarak tayin edilmiş bölgeler olup, tebaadan birilerinin avlanması yasaklanmıştır.

Beykoz’un gözdesi köşklerin bu bölgede ortaya çıkışları doğrudan bu av merakıyla bağlantılı bir gelişmedir. Zamanla padişahların ve önde gelen saray erkanının konaklayabilmesi için biribirinden güzel av köşkleri inşa edilmiştir Beykoz’da. Bu bağlamda bugün maalesef arkasında herhangi bir iz bırakamayan, tarihsel önemi haiz av köşklerinden olan Tokatköy’deki Tokat Kasrı ve bahçelerine değinmek yerinde olacaktır. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Tokat Kasrı’nın Fatih Sultan Mehmed tarafından yapıldığını şu cümlelerle anlatmıştır:

 

           Fatih Sultan Mehmet'in seferde olan sadrazamının gönderdiği haberci, nefes nefese, heyecanla Tokat'ın fethedildiği müjdesini verince Fatih Sultan Mehmet: "Tez şurada bir bahçe yapılsın ismine de Tokat bahçesi denilsin. Tokat surlarına benzeyen bir set çekilsin (…)" demiş.

 
Etrafı surlarla veya çitlerle çevrili bu bahçe içerisinde bir zerafet timsali bir köşk, muhteşem bir havuz, enfes bir şadırvan ve güzel bir hamam yaptırılmış, geniş bir alana sahip olan bahçesinde ise av hayvanları yetiştirilmiştir. Bu yapının yer aldığı Tokatköyü’ne muhteşem bir kemerli beton köprü üzerinden geçmek suretiyle varılmaktadır. Bu kasrın ve bahçenin bakımı emri altında yüz bostancının bulunduğu bir bahçıvan başı tarafından sürdürülmüştür. Bu kasrın özellikle genç yaşta tahta çıkan IV. Murat (1623-1640) tarafından çok beğenildiği bilinmekte, onun bu bahçenin çimenliğinde cirit oynattığı söylenmektedir. Yapıldığı tarihten itibaren Tokat Kasrı’na ve Beykoz’un bizatihi kendisine tahta geçen bütün Osmanlı Padişahları’nın rağbet gösterdikleri bilinen bir gerçektir.

 

            En fazla tercih edilen av türleri kuş, geyik ve karaca avı olmuştur. Kuş avı daha ziyade doğanlar kullanılarak yapılırken, geyik ve karaca avı eğitilmiş köpekler kullanılarak yapılırdı. Özellikle yenileşme döneminin Osmanlı Devleti’nde nasıl bir seyir aldığını izlemek açısından Beykoz’da düzenlenen av partileri oldukça enteresan malzemelerle doludur. On sekizinci yüzyıl sonrasında Sakson türündeki av köpekleri Avrupa’dan getirilmeye başlanmıştır. Ava en düşkün padişahın kendisi için “avcı” lakabının kullanıldığı IV. Mehmed (1642-1693) olduğu söylenir. IV. Mehmed’in en kısa avının üç ay sürdüğü rivayet edilir. IV. Mehmed av merakı nedeniyle devlet işlerini ihmal etmekle suçlanmış, bunun üzerine kendisine yöneltilen eleştirilere tepki olarak tahtını Edirne’ye taşımıştır. Beykoz merkezli av partilerinde kullanılan silah teknolojileri de zamanla değişmiştir. On sekizinci yüzyıla dek ok ve yay ile yapılan avlar, bu dönemden itibaren yerlerini dolma çakmaklı tüfeklere ve daha sonrasında ise fişek atan kırma tüfeklere bırakmıştır. Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde Beykoz’dan Şile’ye ve Ömerli’ye dek uzanan ormanlık sahada karaca ve yaban domuzu avı yapılmaktadır. Bu avlar daha ziyade köpekler eşliğinde ve sürek avı biçiminde gerçekleştirilmekteydi. Beykoz’un doğusunda yer alan sık ormanlık alanlarda halihazırda yaban domuzu avı yapılabilmekte, ilçe sınırlarının kuzeydoğu yakasında tavşan, çulluk, tilki ve nadiren olmakla birlikte dağ kekliği avlanabilmektedir. Ayrıca Ömerli baraj gölü civarında kaz ve ördek avı da yapılabilmektedir.

 

            Osmanlı tarihinin en önemli seyyahlarından olan Evliya Çelebi, Beykoz’u şu satırlarla anlatır: “(…) lebi deryadan bağlar kenarından gitmek üzere Servi Burnun’nun üç bin adım güney tarafında, bir liman-ı âzimin kenarındadır. Sekiz yüz haneli, bağ ve bahçeli, mamur bir kasabadır. Camii, mescidi, hamamı, sibyan mektebi, küçük sokakları, ağaçlarla müzeyyen çarşı ve pazarı vardır. Çarşı ve pazarı çok bakımlıdır. Halkı bahçıvan, oduncu ve balıkçıdır. Ab-ı havası nefistir. İskelesinde bir kılıç balığı dalyanı vardır. Beş altı gemi direğini birbirine bağlayıp denize dikmişlerdir. Karadeniz tarafından kılıçbalıkları geldiğinde direğin tepesindeki âdemler ellerindeki taşları kılıçnalıklarının arkasına doğru atınca balıklar emin yerdir diye liman ağzına doğru girer. Burada ağlara takıldıklarında balıkçılar kayıklarla kılıçbalıklarına yanaşıp kargı ve tokmaklarla bunları avlarlar. Buradan içeride Akbaba, Sultan, Ali Bahadır, Dereseki, Alemdağ, Koyun Korusu, Yuşa Nebi mesireleri vardır.” 

 

Bugün Beykoz, yukarı boğazın yüzyıllardan beri en şöhretli mesiresi olan, geniş bir vadiyi dolduran ve ulu çınarların süslediği Beykoz çayırına sahiptir. Çayır, Hünkar iskelesinden darala darala Tokat mevkiine kadar uzanmaktadır. Çayırın içerisinde yer alan türlü türlü mekanlar, ağaçlarla çevrili yollarla birbirine bağlanır. Bu, başka bir mesirede rastlayamacağımız nadide bir güzellik sunar bizlere. Ağaçların boylarına bakılarak bu yolların en az yüz elli iki yüz öncesinde yapılmış olduğu sonucuna rahatlıkla varılabilir.

 

            İstanbul'un, Boğaziçi'nin, Anadolu Yakasının en şirin ilçelerinden birisi olan Beykoz, hala müstakil bir tarihinin yazılmasını beklemektedir. Bu güzel kentin tarihini yazmayı başarabilenler, kültür dünyamıza çok önemli bir katkıda bulunmakla kalmayacaklar, kentin zengin tarihsel birikiminin de bir parçası olacaklardır.

Bilgiler
  Etiketler
Yazdır Hit 51326
Gönder Tarih 15/3/2004 00:00:00
Resimler      
Yorumlar
nihat aksoy  19/3/2010
Harika anlatılmış evet eskiden öyleymiş. ama şimdi nerede o güzellikler.....kalmadı. sahilde yürüyüş alanları yalılardan dolayı kalmamış..denizlerine hala lagımlar karışıyo,sadece fabrikaları kapatmakla olmuyo bu iş.İnşallah birileri bu güzel ilçemizi eski güzelliklerine geri döndürür. bu yaıyı hazırlayana teşekkürler...
CİHAT ÖZTÜRK  16/4/2009
beykoz çok güzel biryer ama iş imkanları çok kısıtlı insanlar huzursuz imar sorunu insanların kafasını karıştırıyor acaba ne zaman evim yıkılacak diye sıkıntılı ama bunlara rağmen yeşil ile mavisi ile biz beykozu seviyoruz
hasan arslan  19/6/2008
beykozumuzun her karıs topragında tarıh kokar beykozum dünyadakı cenetım ben ısım dolayısıyla sultanbeylıgındeyım ama her fırsatda beykoza gıderım mesajımı okuyan herkese saygılar selamlar oflu hasan
  Diğer yorumlar için tıklayınız
Yorum Eklemek İçin Formu Doldurun
Adınız
Soyadınız
E-mail
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
Code Image - Please contact webmaster if you have problems seeing this image code başka göster
  Mesajınızın yayımlanabilmesi için yukarıdaki resimde yazan kodu Güvenlik Kodu bölümüne yazınız.
 
 
Her Hayır!, Hayır mıdır?
  Muhammed ASLAN
Edep Aklın Suretidir
  Nimet ER
Üç Bayramınızı da TEBRİK
  A. Raif ÖZTÜRK
Adamda biraz utanma olur…
  Talip ERCAN
Sporcu temsilciliği
  Dr. Serap MUNGAN AY
12 Eylül
  Bilgehan Murat MİNİÇ
Hava ve İMKB Döviz
İstatistik
Aktif
40
Bugün
7141
Toplam
3242426