Tarih 05.02.2011
Hit 4840
Paylaş

Yazdır Yazıcı dostu çıktı al
Resim 0
Video 0
Akıllı Resim 0
Ses 0
Etiketler Muharrem Ergül  
İceriğe
ODAKLAN
  YAZI ARŞİVİNİ GÖR

İstatistik
  • Online: 12
  • Bugün: 1348
  • Tümü: 1652797
MAKALELER


Şu bizim Polonezköylüler



“Vatan aşkı insanı gerçekten çok uzaklara götürebilir.” ( Gustave Flaubert)

 

Lehistan’dan Polenezköy’e

 

Tarih kitaplarında Lehistan adıyla bildiğimiz bugünkü Polonya, çağının büyük İmparatorluklarından biriydi. Avrupa’da farklı bir Avrupa’lı kimliği olan Polonya, 1772-1795 yılları arasında Rusya, Avusturya ve Prusya tarafından işgal edilerek bu tarihten sonra tam 123 yıl boyunca adeta tarihten silinmişti.

 

 

1830 yılında işgal altındaki  bu günkü Polonya topraklarında Rusya’ya karşı büyük bir ayaklanma başlatılır. Ancak ayaklanma başarısızlıkla sonuçlanır. Başarısız ayaklanmanın ardından Polonya’da büyük bir göç başlar. Göç edenler öncelikle Avrupa’nın çeşitli kentlerine dağılırlar parlemento kurarak Polonya’yı yeniden özgürleştirmeye bütün güçleriyle çalışırlar. Ayaklanmanın liderlerinden Prens Adam Czartoryski Paris merkezli olarak Avrupa’da çalışmalarını sürdürürken en yakın çalışma arkadaşı Michael Czaikowski’yi İstanbul’a gönderir. Czaikowski, Türkiye’de faaliyet gösteren Lazaryen rahiplerinden bugünkü Polonezköy arazisini satın alarak Osmanlı Devletine sığınan Polonya’lı mülteciler için adeta yeni vatan olan Polonezköy’ü 1842 yılında kurar. Czaikowski, Polonya’nın özgürlük kahramanı olan Prens Adam Czartoryski’nin adına izafeten de köye Adampol adını verir. Köy bugün hem Polonezköy, hemde Adampol adıyla bilinmektedir. 1850 yıllında ise Michal Czaikowski Müslüman olur ve Mehmet Sadık adını alır. Adam Czartoryski ve Mehmet Sadık Paşa böylece Türkiye ile Polonya arasında ebedi bir dostluk köprüsü kurarlar. Bugün özgür Polonya’nın ikiz kardeşleri gibi yaşamaktadırlar.

 

Varşova Büyükelçisi Yahya Kemal

 

Varşova Büyükelçisi Yahya Kemal 16 Ağustos 1926 tarihinde Süleyman Nazif’e gönderdiği mektubunda Polonya’lılar hakkındaki düşüncelerini bakın nasıl açıklıyordu.

 

“Leh milleti güzel ve asil bir millettir., sevimlidir, zekidir; iyi işlenmiş bir kütledir. Lehler bizi samimi bir muhabbetle severler. Sokaktaki bir çocuğa Türkler hakkında fikrini sorarsanız hemen “Türkler Lehistan’ın bölünmesini tanımamışlardır” cevabını verir. Leh milletinin bağımsızlık terbiyesi çok yüksektir. Dün bir halı sergisini. Birçok şark halıları arasında tarihi olanları da vardı. Aynı sergide Kral Sobiyeski’nin Viyana önünde ele geçirdiği, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın “Otağ-ı Asafi” adlı muazzam çadırı da vardı. 1862 yılının o feci eylül sabahından beri öyle özenle muhafaza edilmiş ki, içine girdiğim zaman kendimi Viyana önünde zannettim. Lehistan bu kadar bölünme işgal ve kargaşalık geçirdiği halde, bize ait olan ferman yazı mektup ne varsa muhafaza etmişlerdir.”

 

Yahya Kemal mektubunda devamla, Leh milletinin bütün hatıraları, milli değerlere, asıl milli merkezlerinin Krakaov’de olduğunu , Varşova’yı daha az milli bulduğunu bir şair-büyükelçi uslubuyla anlatıyordu. Ve Yahya Kemal şunu söylüyordu özetle; Polonya milleti Türkleri ve Türkiye’yi sever. Kadirşinas bir millettir. Eğilir ama bükülmez. Hamuru özgürlük mayasıyla yoğrulmuştur.

 

1848 Polonya Muhaciri

 

“Sevgilim gonca gülüm,

Başladı Lehistan ovasında yolculuğum;

Sevgilim dayı kızım, Memedim’in anası,

Dedelerimizden biri 1848 Polonya Muhaciri.

 

Dedim ya dayı kızı dedim ya

Nerede ne zaman hürriyet dövüşmüş de,

Ön safında Polonya’lı bulunmamış?”

 

Yukarıdaki dizeleri Nazım Hikmet’in Lehistan mektubu adlı şiirinden aldım. Büyük şair’de atalarının Polonya kökenli olduğunu ifade ederken önemli bir özelliği de vurgu yapıyordu.

 

“Nerede ne zaman hürriyet dövüşmüş de ön safında Poloya’lı bulunmamış.”

 

Polonya sürekli işgallere uğradığı halde eğilmeden bükülmeden mücadele ederek adeta küllerinden doğuyordu 1772-1795 işgalleri. 1830 ayaklanması, ardından Sovyet işgali ve 2. Dünya savaşında Alman işgali. Bütün bu işgaller ve karmaşalar arasında, Polonya askerleri Osmanlı Devleti safında Çanakkale ve Kırım savaşlarında işgalcilere karşı büyük mücadeleler veriyorlardı. Hatta öyle ilginçtir ki, Osmanlı Devletinin Polonya’lılara kucak açmasının bir kadirşinaslık örneği olarak tabur tabur askerleriyle Kırım savaşında en saflarda savaşıyorlardı. Bizim için bize kucak açan Türklere ne yapsak borcumuzu ödeyemeyiz diyorlardı.

 

Biliyormusunuz? İşte bütün bunlar bu küçücük Polonezköy’ün kurduğu dostluk köprüsüyle oluşuyordu.

 

Mazena Hanım

 

2007 yılında belgesel film çekmek üzere bir grup arkadaşla Polonya’ya gittik. Ekibimizde Gazeteci Nazım Alpman, belgesel yapımcısı Mustafa Aksay ve Polonezköy muhtarı, Daniel Ohotski’de vardı. Bize kenti gezdiren Varşova Üniversitesi Türkoloji bölümü doçenti Mazena Godzinska hanımla sohbet ediyoruz. Mazena hanım akıcı Türkçesi ve Türkiye bilgisi ile bizden biri olarak konuşuyor. Konudan konuya geçiyoruz. Söz bir ara 2. Viyana kuşatmasından açılıyor. Mazena hanım yanlış yapıldı diyor ve ekliyor. Bakın tam da bugün burada aydınlar, entelektüeller ve tarihçiler bu konuyu tartışıyorlar. Biz diyordu; 2. Viyana kuşatmasında haçlıların tarafında savaştık. Osmanlı Ordusunun yenilmesine neden olduk. Polonya Ordu’ları yetişmeseydi bugün Avrupa Tarihi ve Polonya Tarihi çok başka bir şekilde seyredecekti ama sonra ne oldu biliyormusunuz?

 

O tarihten sonra Haçlılar Polonya’yı hep işgal ettiler. Yıllarca süren işgal ve yıkımlara uğradık vatansız kaldık. Keşke o gün Osmanlı safında olsaydık hiç değilse tarafsız kalsaydık. Ne garip tecelli değimli? İşte biz bugün bunu tartışıyoruz çünkü bize Türkler her zaman destek oldular Polonya ulusu bugün bunu tartışıyorsa gelecekte yerini ve konumunu çok daha net seçecektir.

 

Mazena hanım devam ediyor. Varşova’nın ortasında akan şu nehri görüyor musunuz? Vistüla nehridir bu. Bizde hala kulaktan kulağa yayılarak gelen ve artık kitaplarımıza bir atasözümüz vardır. Biz de derler ki, “Vistüla nehrinden Türk atları su içmedikçe Polonya gürlüğüne kavuşmayacaktır.” Polonezköy’e borçluyduk. Mazena hanıma baktık oda bizi doğruluyordu sessizce.

 

 

Yoldaki Elçiden Bienek Paşa’ya  

 

123 yıllık işgale artık Polonya haritadan silinmiştir. Coğrafya kitaplarında da yeri yoktur. Polonya halkı umutsuzca dağıldıkları ülkelerde yaşam savaşı vermektedirler. Onlar artık belirsizlik denizinde yüzen mültecilerdir. Ordu dağıtılmış, halk sürgün edilmiştir. Avrupa’daki bütün kapılar yüzlerine kapanmıştır. Sürgünde kurdukları parlementoyla kapı kapı adeta feryat etmektedirler. Oysa Osmanlı coğrafyasında durum tamamen farklıydı. Osmanlı Devleti onlara kucak açmış, Prusya’nın baskılarına rağmen Polonya mültecilerine her türlü imkan sağlanmıştır. Bununla da yetinmemiştir. Dünyada eşine bir daha rastlanmayacak bir uygulamayı Polonya işgalden kurtulana kadar devam ettirmiştir.

 

Osmanlı İmparatorluk sarayında yılın belli dönemlerinde resmi kabuller olurdu. Tıpkı bugünkü gibi.

 

Bu kabullere yabancı ülke temsilcileri katılır. Tartışma ve görüşmeler yapılır. Tabiri caizse bugünkü deyimle herkes “akredite” olurdu. O gün İstanbul’da elçiliği bulunan bütün devletlerin temsilcileri eksiksiz katılırdı. Ancak o tarihte Polonya haritadan silinmişti. Yoktu yani. Ama her resmi kabulde Polonya elçiliğinin koltuğu boş bırakılarak olmayan devletin elçisi “yolda” “geliyor” denilerek resmi kabule katılan ülkelere mesaj verilirdi. O elçi tam 123 yıl yoldaydı. Uzun süren bir yolculuktu sonra 123 yıl sonra gelerek boş kalan koltuğuna oturduğunda dünya yeniden kuruluyordu. Ben bunları Polonyalı bir generalden öğreniyordum. Korgeneral Mieczyslaw Bieniek Paşadan. Güleryüzlü, esprili, bıyıklı, eli tesbihli bir Korgeneral Bieniek Paşa. Krakov’daki 2. Kolordu Karargahında küçük delegasyonumuzu askeri törenle karşıladıktan sonra odasında konuşurken hayretler içinde kalmıştık. Birbirimize bakıyorduk hep ne oluyordu? Tabiri caizse “zurnanın son deliği olan bizleri.” Niçin askeri bir törenle karşılayıp bize bukadar ilgi gösteriyordu. Bieniek Paşa diye? Şaşkınlığımızı gören Paşa anlatıyordu. Ben 2001 yılında Türkiye’de iki buçuk yıl nato görevi yaptım. Ayazağa’daki 3. Kolorduda.ayrıca sık sık Türkiye’ye gelip gidiyorum, Türkiye-Polonya arasındaki tarihsel ilişkileri çok iyi biliyorum. Ben kendimi sizden biri gibi hissediyorum. Şaşırmayın siz rahatınıza bakın. Siz bize hep kucak açtınız. Bize bu kardeşliğimizi göstermek istiyoruz. Sadece bu diyerek bizim şaşkınlığımızı gideriyordu. Çok yaşa sen emi Bieniek Paşa. Bilsen ki sana gönül kapılarımız hep açık olacaktır. Sen ne kadar büyük bir köymüşsün be “küçük Polonezköy”

 

Yağmalanan Saray

 

“Varşova”nın en görkemli binalarından birisi eski kraliyet sarayıdır. Kentin en anıtsal binasıdır. 2. Dünya Savaşı’nda Alman orduları bu sarayı yerle bir ederler. Varşovalılar da yıkılan saraya girerek ne varsa alıp götürürler. Sarayı adeta yağmalarlar ilk başta insana çok normalmiş gibi gözüküyor, yanmış, yıkılmış bir saray. Halk da ne yapsın. Yokluk ve fakirlik var. Üstüne üstlük birde saray var. Saraydan arta kalanlar belki işlerine yarayabilir diye düşünebiliriz. Oysa gerçeğin yıllar sonra farkına varıyoruz. 1970 yılında o yıkılan saray yeniden inşa edilirken Varşovalılar ellerinde ne kadar saraydan alınmış tablo, vazo, tabak, çanak, ikon, altın ve gümüş şamdan, koltuk, sandalye varsa hepsini getirip verirler. Bugün Kraliyet Sarayı’ndaki orijinal olan Herşey o geri getirilen parçalardır. Bu nasıl bir duyguydu? Rehberimiz Varşova’yı gezerken bunu anlatınca donup kalmıştım. Bu insanları anlamaya çalışıyordum. Bugün bile hala tam anlamışmıyım veya anlamışmıyım bilemiyorum. Demek ki bazı konularda daha almamız gereken çok yol var. Ne diyordu Yahya Kemal? “Leh milleti iyi işlenmiş bir kütledir.” Gerçekten iyi işlenmiş bir kütleymiş. Bunu bir kez daha nerede anladım biliyormusunuz? Polonezköy’deki Zofia Rızı Anı Evini gezerken..

 

Bu Anı Evini sizlere anlatmayacağım burnunuzun dibinde sayılır. Gezip görürseniz diğer köylerimizide, kasabalarımızda, ilçelerimizde niye böyle müzeler yok diye hayıflanabilirsiniz. Ha unutmadan birde Polonezköy’ün mezarlığını gezmeyi unutmayın. Orada da Çanakkale’de savaşanların adları da var. Görüyorsunuz değil mi? Laf yağmalanan saraydan açıldı ama yine Polonezköy’e geldi.

 

Biavistok’ta Türk Kahvesi

 

Polonya Hava Yolları dergisinde okuduğum söz çok hoşuma gitmişti. Polonya’ya gelen ziyaretçiler şöyle sınıflandırılıyordu. “Polonya’ya yazın, her ülkeye giden sıradan turistler gelir. İlkbahar ve sonbaharda renklere aşık olan sanatçılar Polonya’yı ziyaret eder. Kış mevsiminde ise zevk sahibi entelektüeller Polonya’nın tadına varabilir.” İç gıcıklayan cümleleri okuduğumda Polonya karlar altındaydı. Şansımız varmış.tam mevsiminde gelmişiz. Nereye gidiyoruz diye yanımdaki kadim dostum Polonezköy Muhtarı Daniel Ohotski’ye sordum. “Rotamız Polonya’nın en kuzeyindeki Biavistok şehrine 60 kilometre mesafedeki  Kurşunyani adlı bir Türk köyü demesin mi.” Yine hayretler içinde kaldım çevresinde hiçbir sanayi kuruluşu bulunmayan ve doğal hayatın şehri. Bembeyaz gelinliklere bürünmüş kente giriyoruz. Renginiz ne olursa olsun. Burada beyazlara bürünüyorsunuz bir anda karlar altında geniş bir yoldan ilerleyerek Kurşunyani köyüne doğru ilerliyoruz. Merak içindeyim Polonya’nın Rusya sınırında bu Türk köyünün ne işi vardı. Ne için ne zaman gelmişlerdi? Öğle vakti köye giriyoruz. Burası Türklerin en yoğun yaşadığı iki köyden biri. İkinci köy Bohoniki. Oraya ulaşmamız zor gözüküyor. Bu ağır kış şartlarında bu köye ulaşmamız adeta mucize şoförümüz “Tatar Çadırı” yazılı evin kapısında duruyor. Daniel bey “geldik” diyor. İniyorum evin kapısındakilerle tanışıyoruz. Cennet ve Emir Boğdoanowicz yanlarında kızları Cemile, Tamira ve Fatıma, Cennet Hanım, Varşova’da tarih okumuş kaybolmaya yüz tutmuş Türk mutfağını canlandırmak için doğaüstü çaba sarf ediyor. Kurşunyani köyündeki evini restoran haline getirmiş. Unutulmaya yüz tutmuş atalarının geleneklerini yaşatmaya çalışıyor. Türkçe’yi unutmuş. Türk kültürünü unutmuş ama el yordamıyla bulduğu her bilgiyi değerlendirerek Avrupa’nın ortasında “bizde varız” demek için çaba harcayan Cennet hanımın evdeki koşuşturması gözlerimizi yaşartıyordu. Daniel beyin tercümanlığı olmasa bile belki duygularımızla anlaşıyorduk Cennet hanımla. Bir an düşündüm Daniel beyle ne kadar çok ortak yönleri var diye. Biri Polonya’nın bir ucunda Türk Köyü’nün yaşaması için gayret gösterirken, öbürü Türkiye’deki bir Polonya Köyü’nün yaşaması için uğraşıyor. Daniel Bey “Türk kahvesi yapmayı biliyormusunuz” diyor Cennet Hanım’a hayır cevabını alınca, gözlerimiz yaş olup önümüze akıyor Daniel Bey’le. Daniel Bey yanında getirdiği kahveyi, sobanın üzerinde duran cezvede işte “Türk kahvesi” böyle yapılır diyerek Cennet Hanım’a kahve yapmayı öğretiyordu. Bu çok duygulu anı birlikte seyahat ettiğimiz diğer arkadaşlarımızda gözyaşlarıyla aynı duygularla izlediler. “Vatan aşkı insanı, gerçekten çok uzaklara götürebilir” diyen Flaubert ne kadar haklıymış.

 

Çok uzaklara giden bu insanlar orada ne kadar bizim ise, burada yaşayan Polonezköy sakinleri de o kadar bizim rengimizdir.sahi sormayı unuttum Daniel Bey’e kahve nasıl olmuştu?

 

Ha unutmadan söyleyeyim. Söylemezsem vefasızlık olur.

 

Birde bizim Polonezköy’lü Edek amca var. Ama o başlıbaşına bir roman konusu ne buraya ne bir yazıya sığar o…

 

Kimbilir birgün romanını yazan çıkar. Edek amca rahat uyu sen emi…

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Müşaviri

Muharrem ERGÜL

Toplum
Süleyman Erdoğan
Aydın Ergün
İsmet Acar
Coşkun Tosun
Sedat Kuvel
Salim Kaşkır
Yavuz Baştuğ
Erdal Öztürk
Hüseyin Okumuş
Mustafa Gürkan
İbrahim Hocaoğlu
Mustafa Turnacıoğlu
Mustafa Demir
Kazım Bozbay
Muharrem Kaşıtoğlu
Kurumlar
Beykoz Kaymakamlığı
Beykoz Belediyesi
Emniyet Müdürlüğü
İlçe Milli Eğitim
Boğaz Komutanlığı
Nüfus Müdürlüğü
Devlet Hastanesi
Halk Eğitim
Beykoz Müftülüğü
Askerlik Şube
Beykoz SGK
Beykoz Adliyesi
Beykoz Müftülüğü
Vergi Dairesi
Sosyal Yardımlaşma
Siyaset
Yücel Çelikbilek
Hanefi Dilmaç
Manolya Demirören
Adem Sefer
Tuncer Dede
Engin Yıldız
Muharrem Ergül
Salih Birinci
Burhan Öz
Muammer Aydınoğlu
Necati Ak
Birzat Mermer
Asım Özdemir
Salim Öztürk
Şenel Ustabaşı
Dernekler
Muhtarlar Derneği
BEDES
RİDEF
Kastamonulular
Mesudiyeliler
Karadenizliler
Trakyalılar
Giresunlular
Beykoz Konakları
Rizeliler
AYGAD
Ferit İnal Mezunları
Festival 2012
Gümüşhaneliler
Kader Gür
Beykoz
AK Parti
CHP
MHP
BBP
İşçi Partisi
Saadet Partisi
Türkiye Partisi
Festival 2011
Dr. Mahmut Akyıldız
BEYMEZ
Medistate Hastanesi
Turnacıoğlu Telekom
Beykoz 1908 AŞ
Devlet Hastanesi
Mahalleler
Kavacık
Paşabahçe
Soğuksu
Rüzgarlıbahçe
Çiğdem
Tokatköy
Gümüşsuyu
İncirköy
Anadoluhisarı
Çubuklu
Kanlıca
Acarlar
Ortaçeşme
Yeni Mahalle
Çavuşbaşı
Köyler
Alibahadır
Riva
Akbaba
Elmalı
Mahmutşevketpaşa
Polonezköy
Örnekköy
Görele
Kaynarca
Kılıçlı
Poyrazköy
Paşamandıra
Anadolufeneri
Dereseki
Cumhuriyetköy
2002- 2014 © Dost Beykoz Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz yazı, resim, videolar alınamaz. İçerik ekleyenlerin yazıları kendi sorumluluğundadır.
Dost Beykoz bu sorunluluğu yüklenmez.
Dost Beykoz Anadolu Yakası Gazeteciler Derneği Üyesidir.

Dost Beykoz'u Ana Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle